MÜBAREK BİR KAVRAM OLAN DÜĞÜN VE DÜĞÜN ADI ALTINDA İŞLENEN REZİLLİKLER

MÜBAREK BİR KAVRAM OLAN DÜĞÜN VE DÜĞÜN ADI ALTINDA İŞLENEN REZİLLİKLER

İnsanları yoktan var eden ve dünya hayatını tanzim etmek için Peygamberler gönderen Rabbimize sonsuz hamd-ü senalar olsun. Ümmeti olmakla iftihar ettiğimiz, gönderilmiş son Peygamber Muhammed Mustafa’ya salat ve selam olsun. Evvela böyle bir yazının yazılmasının ve insanlara beyan edilmesinin gerekli olduğu bir çağda yaşıyor olmaktan dolayı üzüntü ve utanç duyduğumu ifade etmek istiyorum. Henüz hicap ayeti nazil olmadan Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’e, “Ey Allah’ın Rasulü! Senin evine iyi insanlar geldiği gibi (münafık) facirler de gelmektedir. Hanımlarına söylesen de insanlarla aralarına örtü çekseler (gelenlere görünmeseler.)” diyen Hz. Ömer’in mübarek ruhundan istimdat ediyorum.[1]

İnsanlık tarihi kadar eski olan düğün merasimi hakkında Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in birçok beyanları bulunmaktadır. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) evlenen kimselerin bunu insanlara duyurmasını ve def çalınmasını[2]; düğün yapan kişinin az da olsa insanlara ikramda bulunmasını[3] ve düğün merasimine çağrılan Müslümanların da mutlaka icabet etmesini[4] emretmiştir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) davet edildiği düğün yemeklerine icabet etmiş ve evlenen çiftlere “Allah düğününüzü hakkınızda mübarek kılsın.” diye dua etmiştir.[5] Asr-ı Saadet’te bu minvalde cereyan eden düğün merasimleri tarih boyunca farklı kültürlerden ilavelerle zenginleşmiştir. Osmanlı’da yapılan düğünlerde görücü gönderilmesi, kız istenmesi, kına gecesi, çeyiz sergilenmesi, gelin alma merasimi gibi bazı adetler de icra edilirdi.

HAYIRLI İŞ ADINA İCRA EDİLEN REZİLLİKLER

Yukarıda beyan etmeye çalıştığım üzere düğün, İslâmî temelleri bulunan, hayırlı iş olarak nitelenen nikâhın ilan merasimidir. Dünyada başlayıp ahirette devam eden aile müessesesinin tesis edildiği düğünler, maalesef yaşadığımız çağda iffetsizliklerin arşa yükseldiği şekilde icra edilir olmuştur. Hemen her yerde anlattığım bir hadiseyi burada da beyan etmek istiyorum. Çocukken ailemle bir düğün salonuna gittim. Düğün, iki katlı, üst katın ortası açık, aşağıdaki sahnenin görüldüğü bir mekânda icra ediliyordu. Biz de bir grup çocukla birlikte aşağı – yukarı, içeri – dışarı koşup duruyorduk. Üst katta koşarken yan yana durmuş aşağıyı izleyen üç gencin konuşması dikkatimi çekti. İnsan çocukken garipsediği şeyleri unutmaz ya, senelerdir kelimesi kelimesine, konuşanların ses tonuna kadar zihnimde duruyor. Belki de Mevla Teâlâ insanlara nakledeyim diye hatırımdan çıkarmadı. Yan yana durmuş aşağıyı izleyen gençler kendi aralarında konuşuyorlar: “Şu nasıl? O biraz şişman ya, şu daha iyi. Şuna bak nasıl oynuyor.” Konuşmalar bu şekilde başlayıp buraya yazmaktan ve insanların arasında konuşmaktan hayâ edeceğim cümlelerle devam ediyor.

Bir gün şöyle bir şey anlattım: “Eşinizle yahut kızınızla yolculuktasınız. Aracınız camları yarıya kadar açık. Kırmızı ışıkta durdunuz, sağınıza bir araç yanaştı. Aracın içindeki adam uzun uzun yanınızdaki kişiye bakmaya başladı. Işık yanana kadar bu böyle devam etti. Böyle bir durumda ne yaparsınız?” Dinlemekte olan genç bir arkadaş seslendi: “Hocam Haydar çıkar.” Haydar, arabasında taşımış olduğu sopanın adıymış. Hadi Haydar çıkmasın, en azından camını kapatmaz mısın? Yahut “Hayırdır birader, birine mi benzettin?” demez misin? Ya da kırmızı yanıyor da olsa basıp gitmez misin? Eminim kadın – erkek karışık rezilliklerin icra edildiği düğünlere icabet eden kişilerin yüzde 95’i böyle bir durumda bu dediklerimizden birini yapar. “Sen benim eşime / kızıma nasıl bakarsın?” diye kavga eden, her ne kadar yanlış da olsa adam vuran bu millet, düğün salonlarından içeri adım attığında zannediyorum ki büyülenmektedir. Zira hiçbir dini hassasiyeti olmasa da sırf kıskançlık sebebiyle eşine / kızına bakılmasına tahammül edemeyen insanlar, ipsiz – sapsız yüzlerce insanın ortasında mahremlerini oynatabilmektedirler. Yıllardır söylüyorum: Dini bir kenara bırakın. Bana bunun insani ve ahlaki olarak mantıklı olduğuna dair bir cümle söyleyebilir misiniz? Buradan bu yazıyı okuyanlara da sesleniyorum: Allah rızası için bu hususta beni aydınlatın. Bu rezilliklerin akılla – mantıkla izah edilir bir tarafı var mı?

Bir Müslümanın namaz kılmayı terk etmesi kendisini kâfir etme ihtimali bulunacak derecede büyük bir günahtır. Lakin tembelliğinden sebep namaz kılmayan kişiyle düğün salonlarında milletin ortasında oynayan yahut ehlini oynatan kişiyi yan yana düşündüğümde ikinci kimseye Allah için daha çok gazap ettiğimi buradan ifade etmek istiyorum.

Ey Müslümanlar! Gelin bu ahlaksızlıklarla, bu iffetsizliklerle hep beraber mücadele edelim. Hz. Ömer (radıyallahu anh)’ın, “Ya Rasulallah! Senin hanımlarının milletin arasında dolaşmasından rahatsız oluyorum. Bu insanların içinde iyi insanlar da var, kötü insanlar da.” dediği gibi sizlere sesleniyorum: “Ey Müslümanlar! Biz kendi kızıyla, geliniyle, torunuyla münasebette bulunan adi mahlûklarla aynı çağda yaşıyoruz. Böyle bir zamanda bir Müslüman hanımın sahnelerde, ağzının suyu akan deyyusların huzurunda, kendini rezil etmesine tahammül edemiyorum.

Bu beyanatımın, Allah’ın rızasını, habibinin şefaatini ve başta Hz. Ömer olmak üzere büyüklerin himmetini kazanmama vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim.


[1] Buhârî, Kıble, 5.

[2] Tirmizî, Nikâh, 6.

[3] Buhârî, Büyû‘, 1.

[4] Buhârî, Nikâh, 71.

[5] Müslim, Nikâh, 79.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Back to top