Yemen Özelinde İslam Beldelerindeki Zulüm ve Çaresi

Yemen Özelinde İslam Beldelerindeki Zulüm ve Çaresi

7 Aralık 2018 Cuma. Diyanet, Türkiye’deki tüm camilerden her 10 dakikada bir çocuğun açlıktan öldüğü Yemen için yardım topladı. Yardımın sloganı: Yemen’e Sessiz Kalma! Birçok Müslümanı sevindiren belki gururlandıran hareketler bunlar. Suriyelilere bakan bir Türkiye, Arakanlılara yardım eden bir Türkiye, Yemen’deki açlığa müdahale eden bir Türkiye. Peki, yaptıklarımız ne işe yarıyor?

Çok önce değil, bundan 150 sene önce bugün işgallerin, zulümlerin, açlığın ve sefaletin ülkeleri haline gelen İslam beldeleri Osmanlı’nın köyleriydi. Mesela 150 sene önce Filistin, bugünkü Erzurum gibiydi. Yemen, Kahramanmaraş gibiydi. Suriye, Ankara gibiydi. Topraklarımız bir şekilde elimizden çıktı ve bu bölgelerin tamamında özerk devletler kuruldu. Maddi olarak bu topraklarla bir bağımız kalmamıştı ama manevi olarak bu topraklarda yaşayan tüm Müslümanların başı olan Halife, hala İstanbul’daydı. Osmanlı, Milli Mücadeleden alnının akıyla çıkmış, cephelerde destan yazmıştı. Kazanmıştık, bize kazandığımız söylenmişti. Ancak nasıl olduysa savaşı biz kazandığımız halde bizi tüm Müslümanların liderliği konumunda tutan Hilafet müessesesini kaldırmaya karar verdik. Ne zararı vardı bize Hilafetin, kaldırılması kimin işine yaramıştı? Ya da hilafetin kaldırılmasını kim istemiş, kimin emriyle kaldırılmıştı? İstanbul’dan tek kurşun atmadan giden İngilizlerin bu gidişi, istediklerini almış olmanın bir sonucu muydu? Bunlar üzerine konuşulması gerek konular lakin bu makalenin konuları değil.

Bir şekilde Hilafet kaldırıldı. Onlarca Hristiyan devletin saygı duyduğu, kendini bağlı hissettiği Papalık kurumu ayaktayken, İslam’ın emirliği yıkılmıştı. Hâlbuki Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Müslümanların mutlaka bir başlarının olması gerektiğini ve bu başa itaatin farz olduğunu defalarca söylemişti. Buyurmuş ki: “Her kim, imama itaatten bir el kadar ayrılırsa, Kıyamet gününde Allah Teâlâ’ya ameli hususunda, lehinde hiçbir hücceti olmayarak kavuşacaktır. Her kim de boynunda biat olmadığı halde ölürse, cahiliye ölümü ile ölmüş gibi olur.[1]

Ehl-i İslam ve İslam beldeleri bugün kan ağlıyor. Suriye’de savaş çıkıyor, mültecileri alalım. Yemen’de iç savaş var, insanlar açlıktan ölüyor, maddi yardımda bulunalım. Afganistan’da hala NATO güçleri ve Amerikan askerleri bulunuyor, protesto edelim. Mescid-i Aksa’da zulüm arşa dayandı, meydanlarda İsrail’e beddualar edelim. Doğu Türkistan’da kız kardeşiniz Zeynep, Çin kâfiri tarafından ailesinden alınıp Pekin’de satılıyor, gözyaşları dökelim. Aziz Müslümanlar! Bu uygulamaların tamamı yanan koca bir ormana bir bidon su ile müdahale etmekten farksızdır. Dünya’da zulme uğrayan bütün Müslümanları Türkiye’ye alma şansımız yok; aç kalan bütün Müslümanları bu şekilde doyurmaya imkânımız yok; zulüm altında inleyen Müslümanlara sadece dua ederek verebileceğimiz bir fayda yok. Bunlar geçici tedbirlerdir, çözüm değildir. Ortada bir yara var ve biz her gün bu yarayı farklı bir bezle sarmaya çalışmaktayız. Bu yara açılmalı, bu cerahat temizlenmeli ve bu yarayı iyileştirecek müdahaleler yapılmalıdır. Maddi yardımlar ve geçici tedbirler maalesef Müslümanları kandırmaktan, Müslümanların gönüllerini ferahlatmaktan başka bir şeye yaramamaktadır.

Çözümün birinci ayağı Hilafet müessesesinin yeniden tesis edilmesidir. Müslümanlar, ilk etapta madden hiçbir mana ifade etmese de manen bir lidere bağlı olmak zorundadır.

Eğer İslam âlemine önderlik edecek olan Türkiye ise –ki ben öyle düşünüyorum- Türkiye’nin ikinci vazifesi de şudur: Çok kaliteli bir eğitim sistemiyle tüm İslam beldelerine valiler, komutanlar ve hocalar göndermek. Biz Osmanlıyken, dünyanın her yerine hocalar gönderirdik, valiler gönderirdik, komutanlar gönderirdik. Şimdi kazma kürekli amele gönderiyoruz. O zaman eğitim imkânlarımız bu kadar yoktu lakin Milli Mücadele’de şehit olan yüzbinlerce vatan evladı, o zayıf eğitim sisteminde yetişmişlerdi. Bugün her mahallede bir, iki belki üç okul vardır lakin Suudi Arabistan’a inşaat işçisi, Almanya’ya sanayi işçisi, Kıbrıs’a otel personeli yetiştirmekten başka bir marifetimiz yoktur.

Bizim evlatlarımız para için değil, İslam’a ve insanlığa hizmet gayesiyle okumalıdırlar. Para kazanmaktan, iyi bir araba ve iyi bir ev almaktan çok daha ulvî davalara hizmet etmelidirler. Bunu sağlamanın yolu da manevi bir eğitimden geçmeleri ve bu ufukla yetiştirilmeleridir. Aksi halde Yemen’e vali olacak gençlerimiz ömürlerini kafelerde, barlarda şeytana hizmet etmekle geçireceklerdir. Ey Müslüman! Yemen’e sessiz kalma, bu düzene dur de!


[1] Müslim, 1851

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa Dön